Karatayın Sırları
Selçuklu devri mimari eserleri arasında özel bir yeri olan Karatay Medresesi, Taç kapı Kitabesine göre 649 (1251) yılında Sultan II. İzzeddin Keykâvus zamanında Celâleddîn Karatay tarafından yaptırılmıştır. Medresenin Selçuklu devrinde Konya’nın kültür hayatında önemli bir yer tuttuğu, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî çağı derviş ve fakihlerinin bir buluşma ve toplantı yeri olduğu kaynaklardan anlaşılmaktadır.
Karatay Medresesi’nin, en dikkat çeken özelliklerinin başında çini tezyinatı gelmektedir. Özellikle, ana mekâna girildiğinde kubbe yüzeyini kaplayan firuze, lâcivert çiniler ve bunlar arasındaki beyaz alçı şeritler seyredenlere gökyüzünü hatırlatmaktadır. Uzaktan seyredenler üzerinde derin etkiler bırakan bu kompozisyonun göze çarpan ilk özelliği, birtakım yıldızlardan kurulmuş olmasıdır.
Kubbenin eteklerinden köşelere doğru daralan yüzeyler kubbeden gelen biçim ve renk etkilerini dört köşede toplar. Üçgen panolar halindeki bu geçiş elemanlarının yüzeylerinde kûfi-makilî yazı ile Muhammed, Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali ile Dâvûd, Îsâ ve Mûsâ adları yazılıdır.
Dodecahedron (on iki yüzlü) olan bu tasarımda, birçok izleyicinin dikkat etmediği ilginç özellikleri ön plana çıkarılmıştır. Eserin üst kısmında yer alan 5 adet sivri dikdörtgen üzerinde, medresenin kubbe geçişlerinde yer alan çini makili yazılardan esinlenerek sırasıyla Muhammed, Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali isimleri yer almaktadır. Peygamber ve Dört halife isimlerini çevreleyen bordürler orijinal eserde kullanılan Rûmî desenlerden alınmıştır. Eserin alt kısmında yer alan beșgenler içerisinde ise yine Karatay medresesinde kullanılmış geometrik desenlerden esinlenmiştir.
